KOSKOCA 5 YIL BİTTİ!!!

Evet, saygıdeğer okurlarım, 1999 yılında Ereğli’ye yerleştiğimden bu yana sosyal, siyasal, kurumsal ve kendi işimde dâhil birçok iş

Köşe Yazıları   A+a-

Evet, saygıdeğer okurlarım, 1999 yılında Ereğli’ye yerleştiğimden bu yana sosyal, siyasal, kurumsal ve kendi işimde dâhil birçok işlerin içinde oldum. Son beş yıldır da Halkpostası Gazetesinde halkla ilişkiler sorumlusu olarak basın camiasının içinde kendimi buldum. İsmim sadece künyede yazıyordu, herkes bildiği işi yapsın anlayışı ile köşe yazmak pek işime gelmedi. Gazeteci olarak geçirdiğim beş yılda bu mesleğin hem “gurur verici” hem de “utandırıcı”  birçok yönlerini hem üzülerek hem sevinerek yaşadım. 
Bir kadın olarak hem de evli bir kadın olarak basın camiasının içinde bulunmak hiçte kolay bir şey değil. Çünkü; Gazeteci bayan sa, hele de bir de çok büyük olmayan! Bir il veya ilçede ise, Anadolu’nun Toplum Baskısı denilen, O anlamsız! Geleneklerine takılı kalmış sa, zor bir zanaattır gazeteci olmak.
Kendi eteklerindeki pisliğe bakmayan kokuşmuş zihinlerin yarattığı “kadına bakış açısı!” nın, hele hele kadını sadece doğuran bir canlı gören, Kürtajına dahi karışan! Zihniyetin Türkiye’sinde ben de 5 yıldır hiç bilmediğim meslekte yol almaya başladım.
 Mesleğimiz gereği kahvede de oturuyorduk. Meyhanede de. Fakat işimi seviyordum.  İşte o yüzden üç maymunu oynamak zorunda kaldık hep.  Ben kendimi tanıyordum. Ailemin bana sonsuz güveni vardı. bunlar bana güç veriyordu. Evet, şimdi ise beş yılı geride bıraktım. İşimi seviyorum, gazetemizin sahibi Mehmet Öztürk’e her zaman teşekkür ederim. “gazetecilik mesleği, ne yaşatır ne öldürür” der di. Öyle de oldu. Fakat bir başlayan da bir daha bırakamaz bu işi... O yüzden sanırım son zamanlarda önüne gelen gazete açmaya başladı!( Bende bir gazete açsam mı ne(!) …
 Birde madalyonun öbür yüzü var, halk gazeteciye hangi gözle bakıyor, ya da hiç mi bakmıyor… İşte bu tartışılır. Kimi zaman saygıdeğer gazeteci oluyoruz, kimi zaman, dilenci gözüyle bakıyorlar bize. Yalnız şu da var ki işleri düştüğünde aranan yine biz oluyoruz. İşte böyle bir şey gazetecilik. 
 Bütün bunlar bir yana, asıl bizi yıkan yazdıklarımızın okunmaması değil, insanlarımız okumuyor olması...  Yerelde neler oluyor kimsenin umurunda değil.   Sonra da lafa gelince şunu yazmıyorsunuz bunu yazmıyorsunuz diyebiliyorlar.  Vali bile davet edildiğimiz bir basın toplantısında  “siz buraya neden bu kadar kalabalık geldiniz asıl haber sizsiniz” diyebildiği bir duruma geldik. 
İşte böyle sayın okurlarımız, beş yılımı basın camiasında bu şekilde acı tatlı bir sürü yaşananlarla geride bıraktım. Biz, Halkpostası olarak doğru yolda ilerlediğimize yürekten inanıyoruz. Ben yine söylüyorum işimi seviyorum, patronumu seviyorum, insanları seviyorum… 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
Bu içeriğe ilk siz yorum yapın!
BU İÇERİK FACEBOOK YORUMUNA AÇIK DEĞİL!
son gelişmeler
öne çıkanlar